Hüsamettin Cindoruk, Demokrat Partisinin hafta sonu yapılan kongresinde genel başkan olarak sandıktan çıktı.
Çekişmeli geçen ilk iki turdan sonra Süleyman Soylu ve M. Ali Bayar yarıştan çekilince, üçüncü turda tek başına kalan Cindoruk, Demokrat Partisinin kendi deyimiyle ihtiyaç duyulan genç genel başkanı olmuştu artık…
Seçimden hemen sonra hiç vakit kaybetmeden, Demokrat Parti kongresine ve Cindoruk’un genel başkanlığına ilişkin senaryolar da konuşulmaya başlandı. Bunların içinde en çarpıcı olanı ise Cindoruk’un merkez sağda yeni bir oluşumun öncülüğünü yapacak olmasına ilişkin olanıydı. Güya Sayın Cindoruk merkez sağda AK Partiyi çökertebilecek! Bir oluşumun çekirdeğini oluşturduktan sonra, şapkasını alarak konutuna çekilecekti… Bu, sözde yeni oluşumla isimleri anılan eski ve yeni siyasetçiler, eskiyen siyasetle yeni nesil siyaset arasındaki farkın ciddiyetsiz tarafıyla ilgili olmalılar ki, eskilerle yeni oluşumun peşine düştüler!
Labirent gibi değil mi? çok bilinmeyenli bir denklem adeta…
***
Eğer bütün bu anlatılanlar doğruysa, Sayın Cindoruk bu oluşum için seçilmiş doğru bir isim miydi sizce?
Cindoruk’un siyasi kişiliğinin olgunlaşmasında başrolü oynayan Sayın Demirel’in bu yeni oluşumda alacağı rolle, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu değişim çizgisine ne kadar katkı sunabilirler?
Cindoruk’un siyasal birikimi buna uygun gibi görünebilir, ama Cindoruk’a son dönemlerde yaftalanan gelişmeler, hiç de bu misyonun adamı olmadığı yönündeki kuşkuları arttırmıştır.
Tabi bütün bu çabaların altında yatan gerçeğin, aslında AK Partisinin önlenemez yükselişini önünü kesmek olduğunu bilmeyen yok. Oysa Süleyman Soylu ile bu daha kolay olabilirdi belki de. Çünkü yeni nesil siyaset ruhunun temsilcilerinden olan Soylu, bu ablamda daha ilginç bir profildi...
Ancak ne yazık ki Demokrat Partisinin bu jargona uymayan parti kurmaylarının siyaset bilinci, Süleyman Soylu’yu umulandan da çabuk tüketmiştir. Ve yine ne yazık ki, bu bilinç, AK Partisini ringin dışına itemeyecektir.
Hele Cindoruk’la asla…
Cindoruk’u öne sürenlerin hepsi değilse bile, büyük bir çoğunluğu, siyasi ikbal peşinde olan ve Türkiye’nin bugünkü gerçekleri ile örtüşmeyen bir beklenti ve ufka sahip kimseler…
Yetmişli yılların siyasi çöplüğünde define arayan hayalperest hazine avcılarının bitip tükenmek bilmeyen zengin olma hayalleri gibi, gündüzleri bile bu özlemin düşüyle yaşamaktalar. Oysa yaşananlar göstermektedir ki artık geriye dönüşün mümkünü yok…
İyi niyet çabalarının gerekliliğine inanılması, ülke gerçeklerinin üzerine inşa edildiği yirmi birinci yüzyıl Türkiye’sinin beklentilerine ve gerçeklerine uymakta yetersiz kalabilir. Daha fazlasının gerekliliğine ise bu anlayış dün olduğu gibi bu günde karşı çıkacaktır.
Bu Makale defa okundu.
|