‘Dur ihtarına uymamanın’ yargısız infazının adı ölüm oladursun, iflah olmaz polis şiddetine dair infial yaratan bir haber gene İstanbul’dan geldi… Beyoğlu’nda polisle kavga eden bir kişiyi arayan ekipler, bir eve baskın düzenleyerek ‘olayla ilgisi olmayan’ bir kişiyi öldüresiye dövmüşler. Yanlış kişiyi ‘cezalandırdıklarını’ anlayınca da üzgün olduklarını belirtip af dileyerek olay mahallini terk etmişler.
Polislik, askerlik, kısacası asayiş kuvvetleri Türkiye’de son birkaç yıla kadar sahiden güvenilir kurumlardı. Kamuoyu anketlerinde de bu gerçek kendisini apaçık ortaya koyardı. Şimdi durumun rengi nedir, bilemiyorum ama Ergenekon soruşturması ve polislerin bu tür ilk elde ‘münferit’ gibi duran eylemleri bu güvenin altını epey oymuştur sanırım.
Aslında bu zorbalık zihniyetini açıklamak o kadar da güç değil… Çünkü birilerine kendinizi ispat etmek tutkusundaysanız ve elinizdeki yegâne araç silahsa ortaya bundan farklı bir tablo çıkması düşünülemez. Şehir magandalarının ortak hasebinin özgüven eksikliği olduğu ve bunu gidermek adına şiddete sarıldıkları tanısını da buna ekleyin.
Sizin göreviniz suçu, gerçekleşmeden evvel engellemek ve suçluyu yakalamak, özetle ‘masumları korumak’ olacak, siz gidip üstelik de yargı kurumunun cübbesini giyerek bir ‘masumu’ darp edeceksiniz… Bu ancak bir polis devletinde olur.
Tartaklanan şahsın gazetedeki fotoğrafına bakınca insan öfkeden kuduruyor. Uykusuz mizah dergisinin bu haftaki sayısında yer alan, olayın karikatürize edilmiş halinde, dayak atan polis memurunun “İki saat daha üzerinde çalışırsak, aradığımız adam yaparız abi biz bunu..” deyişindeki kara mizaha rağmen…
Emniyet kuvvetlerindeki bu ‘bize nasılsa bir şey olmaz’ keyfiliği ve hayatı bir bilgisayar oyunu gibi algılama rahatlığı artık bir son bulmalı.
Bu Makale defa okundu.
|