NİHAYET SİVİL ANAYASA
Mustafa  IŞILDAK
HÜSEYİN’İN ARDINDAN…
Necati Atar
HOŞ GELDİ RAMAZAN…
Suat Tekin
Neden Havuz Başı?
Abuzer Demir
Teşvik, ATSO Pardon Kafam Karıştı!
İskender Korkut

 | Favorilere Ekle | Sitene Ekle | İletişim |
ANA SAYFA
Arşiv
SİYASET
ADIYAMAN
İLÇELER
EKONOMİ
SPOR
SAĞLIK
EĞİTİM
MEDYA
SANAT
RÖPORTAJ

  Popüler Haberler
  Kızılay Kan Bağışı Kampanyası Sürüyor
  Damla Sulama Yaygınlaşıyor
  ‘Adıyaman Türküsü’ Dillerden Düşmüyor
  Saddam´ın Askerleri Filminin Çekimleri Bitti
  ‘Tehdit Altındayım…’

  En Çok Yorum Alan
  “Görüşmemiz Ne Aşamada?”
  ‘Tehdit Altındayım…’
  Gazetemizi Ziyaret Eden Milletvekili Aydın
  Burası Adıyaman, Urfa Değil!
  SEÇİM NABZINI KAHTA DA TUTMAYA BAŞLADIK



İZLER

Aynur Sel


11.04.2009

             Ürkek, karlı dağların altında sessizce  süzülerek akan bir pınar gibiyim,  inatçı ve çetin görünen  aslında öyle olmayan, beslenme kaynağı belli  bir ırmak…   Bütün hesaplarını bahara saklayan küskün bir sevdadır benim adım.

           Sabah sancılarla uyanırım, gün tüm suretleriyle meydan okusa da hayatın akışına  nafile; çünkü günün dönüşünü bekler gecelerim.  Günün boş duvarlarına çarpmaya başlayınca demokrasi,  yine al gülüm ver gülüm’le  daha da  sırıtkan bir hal almaya başladı, yorgun ve biçare.  Bilgeler de mi bu konuda yanılıyor ne?

           Çocukluk merakımı süsleyen her şey tozla buz oldu içimde. En çok acıyı, hayatla ilk sınavım karşısında ‘’Yürü, sen de şafağa yürü. ‘’dediklerinde yaşamıştım.  Kırılgan bir cam parçası gibi ortalığa dağılırken,  parçacıklarım toplumun bedenine değil aksine hepsi zamanla tek tek  benim bedenime saplandı, oklar  yığınlardan geliyordu. Uçları keskindi,  hedeflerini şaşırtamadım. Gökyüzünün renkleri o kadar çoktu ki her biri ayrı rahatsız ediyordu beni. Sonradan --yani yaşayarak--  öğrendim sokaktan geçen bir insan silueti  olduğumu, birbirini izleyen küçük darbelerin pencerelerden beni yönettiğini. Her adımda onlar hatırlatıyordu bir gölge olduğumu.

         Bağırsam sesim duyulur mu ki?  Kıyametleri koparmakta  yerden göğe kadar  haklı olduğumu ileri sürsem kimleri inandırabilirim?

         ‘’Geç bunları, nasıl olsa tüm yolculuklar aynı yere.’’  diyor içimdeki ses.

         Önyargıları bıraksam da, sevecen bir aldırmazlıkla karışsam diyorum her sese, olmuyor; bazı sesler beni ürkütüyor,  adeta boğuyor. Kayıp Romanlar’ı okuyorum bu aralar. Toplumsal çelişkiler  derinden ölçülüp biçilmiş; fakat yine de beni Bir Gün Tek Başına kadar sarıp sarmalamıyor. Hala çözülemeyen sorunların yanında tarihin belli bir kesitini, değer yargılarıyla kişinin özünü yansıtan gerçek değerlerin çatışmasını  gözlemlerinden ve yaşadıklarından  hareketle gerçekçi bir biçimde yansıtmış Vedat Türkali.  Her iki romanın kadın kahramanlarını kıyasladığımda özellikle Günsel’i,   Esme’den  her açıdan daha üstün bulduğumu itiraf etmeliyim. Gerçeğe ve akla  tutunmak, güçlü olmak gerektiğini fısıldıyor kulağıma, korkuları yendiğim sürece mutlu olabileceğimi karalıyor defterime. 

          Korkularımı akıtmak için içimdeki çelişkilerle uyanıyorum. ’’Hayatın öğretileriyle yola devam etsem benliğimden çok şey kaybederim.’’ düşüncesi adımlarımı yavaşlatıyor.  Sorgulamam gereken o kadar çok şey var ki…   Beynimin  aşırı  teorilerle yüklenmesine  izin vermemeliyim.

          Apolitikleşen bir gençliğin sloganı gibi yazılmamalıyım parfüm ve çikolata kutularına; bunun vebalini de çekmek niyetinde değilim doğrusu. Küçük ekranımın tuşlarına basarak bütün bunları karanlığa gömebilirim bir anda, hem de kimseye hesap vermeden.  Bunların yerine uygarlığı yaratan eşitlikçi tarih kahramanlarının sığınağında haftalarca, aylarca, yıllarca sonsuz yasalara karşı savaşabilirim.

          Vay, be! Büyük laflar da sarf edebiliyormuşum.

           Bir yandan da Sait Faik gibi  hayata karışmak istiyorum.  Sokağın sesine kulak versem, hiç fena olmaz hani. İş çıkışında tüm işçilerin yorgun argın hallerine tercüman olsam, onların hangi şartlar altında yaşadıklarını herkese anlatsam dünyanın  kişilere göre işleyen düzeni bozulur mu acaba?

         Hayatımızın her anına damgasını vuran çelişkilerimiz değil midir?  Her bireyde             ‘’ Kimim ben?’’ korkusu ve sorgulaması vardır. Cesaret ise kimilerine nasip olmuştur. Dünyanın çehresini değiştiren de zaman zaman bu  cesur kimliklerin isyan edip hayatın  ikiyüzlülüğüne bir tokat atmasıdır. 

                  

Bu Makale defa okundu.

 


Bu Makaleye Yapılan Yorumlar (0)

Tüm Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları

  Yazarlar
ORTA DOĞUDA YENİ GELİŞMELER
Murat Kavak
ÜNİVERSİTE TERCİHİ YAPARKEN
Muzaffer DENLİ
Dostoyevski ve 3G Teknolojisi.
Murat ÇAVGA
BOHEMDEN YENİ BAŞLANGIÇLAR
Nazan YAPICI
NEDEN GÖÇ ETMİYORUZ..?
Dara KILINÇ
Dobi Hasan’ın Ardından
Sait ADIYAMAN
Demo Kırat…
Talat  Tan
‘Polis devleti’ mi?
Beltan Demir
Ne Camiye, Ne de Kiliseye…
Serhat Güven
İZLER
Aynur Sel


 
azmesai.com